Madde 41'e yapılan ekleme gerçekten çok tuhaf. Öncelikle değiştirilmiş haliyle Madde 41'i görelim.
"Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.
Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır."
Anayasa değişikliği pakedinin birinci maddesini incelediğim yazıda da verdiğim kaynaklar ve mevcut kanunları tekrar koymak lazım mı bilmem ama tekrar gözden geçirelim. "Çocuk Koruma Kanunu" diye bir kanun mevcut. Bu kanun zaten çocuğu her türlü istismardan korumak ve ilgili tedbirleri almak amacıyla 2005 yılından beri yürürlükte. Buna rağmen bu kanun yetmiyor da öz ve temel bir metin olması gereken anayasanın bir maddesine adeta bu kanunun çok kısa bir özeti eklenerek bir madde daha değiştirilmiş oluyor ve anayasa değişikliği pakedi kabartılmış oluyor. Üzerinde fazla da söz söylemeye gerek yok aslında, zaten mevcut olan kanunu anayasaya sokmaktır bu değişiklik. Ne kadar gereklidir?
HAYIR - Madde 41
Yazan Conrad Bundy Etiketler: HAYIR zaman: 23:46 0 yorum var
HAYIR - Madde 23
Bana göre diğer maddelerdeki değişiklikler yapıldıktan sonra iktidar açısından amacı yerine kendiliğinden gelecek olan bir değişiklik olan 23. maddedeki değişikliğe bir göz atalım.
Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak; Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek; Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir. Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir. Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.
Görüyoruz ki zaten suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle diyerek kritik bir durumda olan bir kişinin yurtdışına çıkışının yasaklanabileceği belirtilirken bir de bu yasak çıkarılabilmesi için hakim kararı isteniyor. Bu madde kabul edildikten sonra olabilecek bir durum hayal edelim. Birisi hakkında suç duyurusu vardır. Diyelim dolandırıcılık yaptığı iddia ediliyordur. Gözaltına alınır ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır. Eski maddeye göre şu dakikadan itibaren normal bir şekilde yurt dışına çıkması yasaktır. Fakat yeni maddeyle hakim kararı gerekecek, belki hakim kararı çıkana kadar arkadaş çoktan ülke sınırları dışına çıkacaktır. Belki de zaten anayasa değişikliği pakedindeki diğer değişiklikler sayesinde ele geçirilen yargının hakimleri bu kararı hiç çıkarmayacaktır. Böylece eski maddeyle ülkeden kaçması zorlaşacak olan bu kişi elini kolunu sallaya sallaya istediği yere gidebilecektir. Ne güzel dünya.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: HAYIR zaman: 23:25 0 yorum var
HAYIR - Madde 20
İkinci maddemiz Madde 20. Neymiş değişen Madde 20?
Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.
Bold kısım değişiklikte eklenen paragraf. Özetle ne diyor kişisel verilerimizi kimse kopyalayamayacak, istediğimizde ulaşabileceğiz vs. Yani fişlenme olmayacak artık. Şimdi gelelim bu maddenin konuşundaki saçmalığa. Türkiye'nin de imzaladığı Otomatik Olarak İşlenen Kişisel Veriler Bakımından Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme 1981 yılında Avrupa Konseyi tarafından imzaya açılmış, 1985 yılında yürürlüğe girmiştir. Türkiye bu sözleşmeyi imzalamasına rağmen bu sözleşmeyi onaylamamıştır çünkü onaylayabilmesi için gerekli kanunu bir türlü çıkarmamıştır.
Buna rağmen AB uyum yasaları çerçevesinde Adalet Bakanlığı tarafından düzenlenen Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı 7 Nisan 2008 tarihinde kabul edilip 22 Nisan 2008 tarihinde TBMM Başkanlığı'na gönderilmiş fakat bir türlü kanunlaşmamıştır.
Ayrıca 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu'nda kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek ve başkalarına vermek zaten suç olarak kabul edilmiş durumda. 5 yıldır bir durumu suç olarak kabul ediyoruz ama neredeyse 2 buçuk yıldır bu suçu önlemek için çıkarılması gereken kanunu çıkarmıyoruz. Şimdi de anayasa değişikliği pakedini şişirmek için anayasanın ilgili maddesine bir paragraf ekliyoruz. Bu paragraf bence olsa da olur ama olmasa da önemli olan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nu çıkarıp TCK'daki ilgili maddeyle birlikte etkin bir şekilde uygulamaktır. Bu sağlandığı takdirde zaten anayasada böyle bir paragraf bulunmasına gerek kalmayacaktır.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: HAYIR zaman: 22:59 0 yorum var
HAYIR - Madde 10
12 Eylül'e sayılı günler kala hem tarafım belli olsun hem de vatana millete faydalı bir işim dokunsun diye kendi halimce anayasa değişikliği paketindeki değişiklikleri yorumlayıp, birçoğunun aslında ne kadar saçma ve gereksiz bir şekilde sırf referandum olsun diye değiştirilmiş maddeler olduğunu, geri kalanların da yeni haliyle kabul edilmesi halinde gelecek için ne derece tehlikeli olduğunu anlatmaya çalışacağım. Belki daha önce birçok yerde okumuşsunuzdur bu tarz değerlendirmeler ama olsun kendi araştırmam olsun bu da. İlk maddemiz Madde 10
Neymiş değiştirildikten sonraki "made 10" : Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.” “Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.” Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
Boldladığım yer eklenen kısım. Yani 1982 anayasasındaki haliyle yokmuş o cümleler. Şimdi bakalım bu cümleler ne kadar gerekli. Çocuklardan başlayalım. 3 Temmuz 2005'te kabul edilip 15 Temmuz 2005'te resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5395 numaralı bir "Çocuk Koruma Kanunu"'muz mevcut. Ne diyor bu kanun?
Madde 1 - (1) Bu Kanunun amacı, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usûl ve esasları düzenlemektir.
Kanunun tamamını okumak için : http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1527.html
Yaşlılarla devam edelim. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'nun internet sitesinde mevcut olan bir yazıdaki derlenmiş bilgiler yaşlılarla ilgili kanunlarımızdaki durumu çok net gösteriyor. Neymiş?
1982 Anayasasının 61.maddesi Sosyal Hizmetler alanına giren grupları açık bir şekilde belirlemiş, korunmaya, bakıma, yardıma ve rehabilitasyona muhtaç çocuk, sakat ve yaşlılara öncelik tanıyarak, devletin bu alanda gerekli teşkilat ve tesisleri kurması veya kurdurması hükmünü getirmiştir. Anayasanın bu hükmü doğrultusunda hazırlanan 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile; sosyal hizmetlere ilişkin faaliyetlere devletin denetim ve gözetiminde halkın gönüllü katkı ve katılımı da sağlanarak bir bütünlük içinde yürütülmesi esası getirilmiştir. Böylece 2828 sayılı Kanunla kurulan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu 'Ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde olan özel ihtiyaç gruplarının (aile, çocuk, sakat, muhtaç yaşlı ve diğer kişiler) ihtiyaçlarının karşılanmasını, çeşitli sorunların önlenmesi ve çözümlenmesine yardımcı olunmasını, hayat standartlarının iyileştirilmesini amaçlayan sistemli ve programlı hizmetler bütünü olarak mahalli ve ulusal düzeyde planlama, yönetim ve denetleme' görevini üstlenmiştir.
Söz konusu Kanunun 4'üncü maddesinin ( c ) bendinde 'Muhtaç Yaşlı; sosyal veya ekonomik yönden yoksunluk içinde olup, korunmaya, bakıma ve yardıma muhtaç yaşlı statüsündeki' birey, (e) bendinde ise 'Huzurevleri; muhtaç yaşlı kişileri huzurlu bir ortamda korumak ve bakmak, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan yatılı sosyal hizmet kuruluşu' olarak tanımlanmaktadır.
2828 sayılı Kanunun 4.üncü maddesinde belirtilen genel esaslar dahilinde muhtaç yaşlıların tespiti, korunması, bakımlarının sağlanması ile ilgili hizmetleri yürütmek, bu hizmetler için gerekli sosyal hizmet kuruluşlarının tesisi ve işletilmesi ile ilgili görevleri yerine getirmek üzere aynı Kanunun 10'uncu maddesinin (f) fıkrasına dayanılarak YAŞLI HİZMETLERİ DAİRE BAŞKANLIĞI kurulmuştur.
07.07.2005 tarihli ve 25868 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Değişiklik Yapılması Hakkındaki 5378 sayılı Kanunun; 2828 sayılı Kanunun 10. maddesi 1. fıkrasındaki yaptığı değişiklikle Yaşlı Hizmetleri Daire Başkanlığı Yaşlı Bakım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı olarak ihdas edilmiştir.
Biraz uzun oldu ama durumu net bir şekilde özetliyor. Yaşlıları korumak için yeterince kanun olduğu görülüyor. Yazının tamamı için : http://www.shcek.gov.tr/yasliliga-genel-bakis.aspx
Özürlüler konusunda da az önceki yazıda da adı geçen 5378 sayılı ÖZÜRLÜLER VE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN incelendiğinde özürlüleri korumak ve kollamak için de devletin kanunlar uyguladığı görülüyor. Kanunun tamamını okumak için : http://orgm.meb.gov.tr/Mevzuat/5378_sayili_kanun.htm
Harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle malul ve gaziler için alınıcak tedbirler için de yine az önce ismi geçen 1982 anayasasının 61. maddesini koymak yeterli olacaktır. Nedir bu madde?
B. Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler
MADDE 61.– Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.
Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.
Yaşlılar, Devletçe korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir.
Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır.
Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur.
Velhasıl Madde 10'daki değişikliğin hiçbir anlamı yoktur. Zaten bu kadar kanun ve madde kabul edilmişken ve mevcutken, bunların uygulanması anayasanın eşitlik ilkesine aykırı düşmüyorsa bir de aykırı düşmez diye anayasanın içine madde koymanın anlamı yoktur.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: HAYIR zaman: 22:26 0 yorum var
100 Dk.
İftara bir saat kala, cuma akşamı Taksim'den başlayan trafik Taksim-Zeytinburnu arasnı 1 saat 40 dakikaya çıkarıyormuş. Allah kahretsin ulan 1 saat 40 dakika nedir olm? Edirne'ye falan gidilir o sürede. Bir de baş ağrısıyla iyice çekilmez oluyor tabi. 100 dakika yahu yuh be.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Tespit zaman: 23:50 1 yorum var
Machete
Robert Rodriguez'e olan sevgim pek derindir. Kendisi zaten sevdiğim Hollywood aleminde yaptığı işlerle daha da üst mertebeye çıkmış müstesna bir abimizdir. Spy Kids gibi filmler de yapabilir, Planet Terror de.. Planet Terror'de fragmanını görerek yıllardır "Lan bunun fimi olsa güzel olur aslında be, olur mu acep?" dediğimiz Machete'yi de...
Sonunda geldi Machete vizyona ve tabi ki ilk gününde izlendi tarafımdan. Tecavüzcü tipine rağmen önceki filmlerinden de pek sevdiğim, özellikle Desperado'daki bıçakçı psikopat rolüyle gönlümüzde taht kuran Danny Trejo sanırım ilk defa başrol olarak bir filmi sürüklüyor. Tüm mimiksizliğine ve donukluğuna rağmen oyunculuğu o kadar ilginç bir karakterde ki hiç sırıtmıyor rolde. Tam o rolün adamı açıkçası. Oyunculardan girmişken gerçekten çok hoş ve derin bir oyuncu kadrosu var filmin. Robert De Niro , Michelle Rodriguez , Jessica Alba , Jeff Fahey , Lindsay Lohan , Cheec Marin ve bu tarz filmler açısından bakıldığında adeta ustalara saygı kuşağı şeklinde Steven Seagal.. Genel kanıyı oyuncular açısından tersine çeviren bir film olmuş aynı zamanda. Steven Seagal ve Robert De Niro kötü rollerdeyken, Danny Trejo iyi rolde oynuyor.
Filmin konusuna gelirsek de Meksika-ABD sınırındaki kaçak işçi ve uyuşturucu trafiğini tam anlamıyla elinde tutmak isteyen büyükbaşların tiyatrosuna tesadüf eseri düşen efsanevi kahraman Machete'nin bu oyunu bozma ve üç yıl önce başına gelenlerin intikamını alma çabası şeklinde özetlenebilir. Çok derinlemesine girilmese de bayağı bir politik eleştiri de mevcut filmde. Göçmenlik sorunu, uyuşturucu problemi, Amerikan politikacılarının çürümüşlüğü ve göçmenlerin özleriyle Amerikalı olma çizgisinde gidip gelişleri inceden, kalından eleştirilmiş. Machete tam anlamıyla herşeyiyle kaliteli bir B Movie olmuş. Jeneriğinden sonuna kadar, kadrajlar olsun renkler olsun kurgu olsun herşeyiyle B tipi aksiyon filmlerinin tüm özellikleri var. Rodriguez gibi bir ağabey yaptığı içinse genel B tipi filmlerdeki kalitesizlik yok tabi. Rodriguez'in şiddet anlayışını da açıkçası çok seviyorum. Bu fimde de bolca patlayan kafalar, kopan kollar, deşilen gözler falan görebilirsiniz. Amerikanların "Machete" dedikleri palamsı koca bıçakla kol kesildiğinde benim gibi "Oyhhş" şeklinde tepki verebilenlerdenseniz film çok doyurucu bu açıdan.
Fazla uzatmadan bağlıyayım. Çok şey anlatıp da spoilera kaçmayayım. Danny Trejo'nun psikopata bağlayışını izlemek, Robert De Niro'yu Teksas'lı şerefsiz senatör olarak görmek, Steven Seagal'ı kılıç dövüşü yaparken görmek, hiçbiri olmazsa Michelle Rodriguez, Jessica Alba, Lindsay Lohan üçlüsüyle göz gönül açmak için izlenir bu film aga. Gidin, gittirin...
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Sinema-TV zaman: 22:31 0 yorum var
Pierre Alexandre 1
Merhaba, benim adım Pierre. Göbek adımın Alexandre olduğunu tahmin ediyorum ama henüz bana böyle bir sesleniş gelmediğinden tahminde kalıyor.
Medyatik bir kişilik olarak bir televizyon kanalında doğdum da nasıl becerip havalandırmaya düştüm inanın ben de bilmiyorum. Zira henüz 1 haftalıkken naptığını pek bilemiyor kedi. Havalandırmadan düştüğüm odanın tavanında ne kadar kaldım bilmiyorum ama uzun bir süre biri sesimi duysun da çıkarsın beni diye bağırındım durdum. Acıktım susadım ama bağırmaya devam ettim. Çıkarmaya çalışanlar olduğunu da farkediyordum aslında ama ulaşamıyorlardı bana. Sonunda üstünde oturup bağırdığım süngerin önündeki delikten bir kafa çıktı. Ve göz göze geldik.
Hayatımda ilk defa böyle bir cins görüyordum. Hayatım dediğim de topu topu 7 gün ya neyse. "Napıyorsun lan salak?" dedi ve beni aldı süngerin üstünden. Patisinin ortasını ancak dolduruyordum. Çekti aldı beni oradan. Ben hala bağırmaya devam ediyordum tabi ne bileyim hırlı mıdır hırsız mıdır almış taşıyor bir yerden bir yere. Önce bir kutuya bıraktı, sonra başka bir kutuya.. Sonra bir baktım önüme beyaz bir sıvı koydu üstüme başıma bulaştırdım hep. Ne bileyim ben tabağa basınca döküleceğini. Yapış yapıştı bir de öeh pis oldum.Sonra öyle uyumuşum biraz böyle kocaman depo gibi bir yerin içinde durduğum derin kutunun içinde...Kafama bişey dokundu, açtım gözümü, yine o...
Devam edecek...
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Etiketsiz zaman: 01:00 0 yorum var
Panorama
Basketbolsever bir insan olarak eskiden oturup aslında yalan söylemiyeyim aklıma geldiğinde oturup pazar akşamları izlediğim Basketbol Panorama programını yönetmeye başlamam sanki böyle severek izlediğiniz bir oyuncuyla falan tanışıp arkadaş olmak gibi sanki... Arkadaş da arkadaşı yönetir hem di mi? Ezcümle izleyin lan programı insan izlesin diye çekiyoruz... Bir dünya insan çalışıyor. Pazar akşamları 22:00-00.00 arası SKYTURK'te
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Tespit zaman: 00:40 0 yorum var
Neden yazamıyorum?
Şimdi şöyle bir şey var; yazamıyorum çünkü.. ulan buna bile birşey yazamıyorum. Düşünün işte öyle bir kitlenme hali var birkaç aydır. Açıkçası kilidi açmak için de fazla kafamı yormuyordum. Uzun zamandır kafa yorduğum pek birşey yok zaten. İşimi yapıyorum, işimde yeni şeyler öğreniyorum, self improvement is masturbation saçmalığını dikkate almayarak bir sürü şey öğrenmeye çalışıyorum.
Yazmaktan çok okuyorum aslında. Belki de iki işi bir arada yapamıyorum şimdilik, okur-yazar olamıyorum, okurluk kısmı daha eğlenceli geliyor. Fakat işte okur-yazar mertebesine ulaşabilmek için öncelikle kovayı doldurmak gerektiğini düşünüyorum. Yeterince dolduktan sonra yazarlığa da başlarım zaten kovadaki sudan faydalanmak isteyenler olabilir diye. Blogda yazmayı yazarlık kabul edemiyorum açıkçası. Bu konuda çok diyeceğim var aslında da, boşver. Hasan İzzettin Dinamo'nun Kutsal İsyan ve Kutsal Barış olarak toplamda kimi baskıya göre 11 kimi baskıya göre 9 cilt tutan seriyi 30 yıla varan bir çalışmanın ürünü olarak ortaya koyduğunu düşününce son zamanlarda matbaada baskı fırsatı bulmuş bir takım kağıtların kitap, o kağıtlar üstünde harfleri bir araya getiren kişilerin de yazar payesi alması beni derin düşüncelere itiyor. Belki de muhafazakâr bir tavırla bazı şeylerin bu kadar kolay olması canımı sıkıyor...
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Eleştiri zaman: 00:28 2 yorum var
Bloggin?
Ben düzenli birşeyler yazmayalı blog yazmanın, takip etmenin modası geçmiş galiba. 103 izleyici var ve son 3 üç gündür düzenli olarak birşey yazmama rağmen en fazla 30 kişi giriyor bloga. Giren de yorum morum yapmadan çıkıyor zaten. He ben yine aklıma geldikçe yazarım birşeyler de birşey oldu da akım mı değişti ben kaçırdım orayı ondan sordum.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Tespit zaman: 21:40 5 yorum var
seviyorum sizi
"Ay şekerim televizyon izlemiyorum, sadece belgesel kanallarına bakıyorum, belgesel izliyorum." diyen insanlara "Benim işim televizyon ve sürekli televizyon izliyorum, uyurken de belgesel kanalı açıyorum." diye cevap versem ne derlerdi? Ha burdan belgeseli küçümsediğim anlaşılmasın da, türüne göre ben de severim. Lakin mevzu farklı. Bu kardeşler çok radikaldir, Babil'in Asma Bahçeleri'nden çıkmazlar, hayatın ekseninde gezinir, sienbisieye yatarlar.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Eleştiri zaman: 01:18 0 yorum var
Hesaplıyız.biz
Metrodan ineceği istasyonda çıkış trenin sonuna denk geldiğinde trene son kapıdan, başına denk geldiğinde ilk kapıdan binen insanlara selam olsun. Özellikle kader ortaklığı yaptığım, muhtemelen beni de kendilerinden biri sanan lakin istasyondan çıkışta zıt yönlerde uzaklaştığımız Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü öğrencleri... Biz güzel insanlarız. Küçük hesaplar olsa da, hayatı hesaplı yaşamaya çalışanlarız...
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Komedya zaman: 01:14 0 yorum var
Panini Virtual Sticker Album
Dünya Kupası'ndan muhabbete girmişken, öfkemi dile getirdikten sonra sevgimi de dile getireyim. Euro 96'yla başlayan bir hevesti benim için turnuvalarda çıkartma albümü biriktirmek. Euro 96 albümü hala bir yerlerde durur evde. Yaş ilerledikçe tabi daha az ilgilenmeye başlamıştım, bütçe planlamasında da çıkartma almaya para ayırmak zor bir hale gelince son yıllarda tümden bırakmıştım albüm işini. Bu sene çözüm gelmiş FIFA'dan...
http://en.stickeralbum.fifa.com/game/flash adresinden Panini Virtual Sticker Album oynamaya başlayabilirsiniz. O yılların çıkartma albümü biriktirme işinin sanalını yapmışlar. Çocukluğunda bu işle uğraşanlarda bağımlılık yapabiliyor
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Etiketsiz zaman: 23:45 0 yorum var
Bir Güney Afrika Bir İsrail

Biraz çirkinleşeceğim için öncelikle özür dilerim. Lakin şu aleti icat edenin, üretime sunanın, fabrika sahibinin, satanın, alanın, üfleyenin yedi ceddini eşşekler siksin. Bir halk tüm dünyayı kendinden nefret ettirmeyi nasıl bu kadar kolay başarır. İsrail devlet olarak ne kadar insanlık suçu işliyorsa Güney Afrika'daki orospu çocukları da ona yakın bir seviyeye çıkmaya başladı. Ne nefes varmış pezevenklerde arkadaş 90 dakika nerenden üflüyosun o kadar havayı. Götler!
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Eleştiri zaman: 22:47 0 yorum var
20 Nisan 1453 ve Dikilitaş
Son zamanlarda - son zamanlar dediğim de son bir yıl falan - tarihe karşı farklı bir ilgi duymaya başladım. Bu ilginin getirisi olarak da bol bol tarih okuyorum haliyle de okumalar sonucu yıllardır yanından geçtiğim bir yerin tüm kaynakların da doğruladığı tarihteki ilginç olaylardan birinin gerçekleştiği yer olduğunu farketmem düne denk geldi.
20 Nisan 1453 günü İstanbul kuşatması tüm ağırlığıyla sürerken Papalık'ın teşvikiyle 4 yardım gemisi İstanbul açıklarına gelmiştir. Güçlü Osmanlı donanması yardımın İstanbul'a girişine engel olmak için kaptan Baltaoğlu Süleyman Paşa komutasında büyük bir mücadele vermektedir. Fatih Sultan Mehmet de bu deniz savaşını kıyıdan izlemektedir ki bu kıyı Zeytinburnu kıyılarıdır. Sonunda 4 yardım gemisi kuşatmayı delerek Haliç'e giriş yapar ve Osmanlı ordusunda fetihe olan inancın zayıflamasına ve gemilerin karadan yürütüleceği bir sürecin başlamasına neden olur. Bu deniz savaşı başarısızlığı sonucunda tüm kaynaklar Fatih Sultan Mehmet'in atını büyük bir sinirle savaşı izlediği yüksek mevkiden denize doğru sürdüğünü yazar. Şimdi farkettiğim noktaya gelirsek, Zeytinburnu'nda Dikilitaş diye bir mevki vardır. Bu mevkide gerçekten de 2 metre kadar bir dikilitaş vardır ve üzerinde Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un fethi sırasında karargahını burada kurmuştur minvalinde birşeyler yazar. Bu dikilitaşın bulunduğu yerin denizden yüksekliğini ve 20 Nisan 1453'teki karşılaşmanın gerçekleştiği açıkları düşününce Fatih'in savaşı bu noktadan izlediğini düşünmek zor değil. Atını denize sürdüğü güzergah da muhtemelen Dikilitaş'tan Kazlıçeşme'ye doğrudur. Yıllardır geçtiğim bu yerlerde kim bilir daha nice ilginç olaylar meydana gelmiştir fakat en azından bunu görmek insanı farkındalığın sevincine götürüyor.20 Nisan 1453'teki olayla Mavi Marmara olayının da bazı yönlerden benzerlikler taşıdığı görülse de olayın yaşandığı tarih ve bir savaş hali olması nedeniyle, ayrıca gelen 4 yardım gemisinin de Osmanlı donanmasına ateşle karşılık verdiğinin bilinmesiyle birbirine karıştırmamak gerekir. Evet, o 4 gemi Mavi Marmara gibi yiyecek vs taşımaktadır fakat aynı zamanda birer savaş gemisi teçhizatıyla donanmayla savaşmışlardır. Böyle bir karşılaştırma duymadım, okumadım tabi de hani belki benden sonra da birinin aklına bu benzerlik gelir de tarihe izansız saldırma dürtüsüyle Fatih de İsrail gibi yapmıştı diyen çıkar diye belirteyim dedim.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Eleştiri, Tespit zaman: 14:15 0 yorum var
Fulya sözüm sana
Bloga neredeyse hiçbirşey yazmadığım şu uzun süreçte analytics'in gösterdiği üzere en çok "Fulya Akıncı" yazıp aratılarak ziyaret edilmiş olmam ne acayip. Meğer ne çok arayanın varmış Fulya. Son 1 ayda 29 kişi bak tam sayı da vereyim.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Tespit zaman: 13:27 2 yorum var
adım adım amcalığa
Yorgun argın işten dönerken apartman girişinde öpüşen genç çifti rahatsız ederek eve girdim ya amca olma yolundaki önemli bir eşikten daha geçmiş oldum.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Hayat zaman: 22:05 0 yorum var
Kollu Facit
Geçenlerde aklıma düştü Facit denen alet. Bir zamanlar bu ülkeden facit geldi geçti. Annemin iş yerine gittiğim okul öncesi zamanlarda tanışmıştım Facit'le. Tam olarak nasıl çalıştığını şu an hatırlamasam da tuşlara basıp bir takım sayılar yazmak ve kolu çevirdikçe sayıların değiştiğini görmek o dönem pek eğlenceliydi. Dosya taşımak için kullanılan tekerlekli acayip raflarda kurulan yatakta öğle uykusu aldığım acayip dönemlerdi.
Sonraları öğrendiğime göre kolu çevirmek 4 işlem yapmaya yarıyormuş fakat hangi işlem nasıl bir çevirmeyle yapılıyor halen bilemiyorum. Yine son zamanlarda öğrendiğime göre benim o muhtemelen 92-93 yıllarında gördüğüm, devletin önemli kurumlarından biri olan Emekli Sandığı'nda o tarihte kullanılan bu kollu Facit'ler 1954 modelmiş. Dile kolay neredeyse 40 yıllık aletlerle dört işlem yapılıyormuş bir zamanlar devlet kurumlarında.
Şimdilerde muhtemelen antikacılarda bulunuyordur bu kollu Facit'lerden ama fiyatları hakkında hiçbir fikrim yok ve açıkçası aramaya üşenen bir insan olduğumdan kelli birisi söylemedikçe de öğrenme ihtimalim yok. Lakin birisi dese ki makul bir fiyata kollu Facit'im var alır mısın? Fiyatta anlaşırsak neden olmasın derim. Durur evin bir kenarında, aklımın bir kenarında kaldığı gibi teknolojinin bu çok ilginç hesaplama basamağı.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Tespit zaman: 12:46 0 yorum var
Deneme 1-2 seeh ah pazartesisalıçarşamba
Çok ara verdim yazmaya da dönüyorum dönüyorum az kaldı. Birikmiş olsa gerek birşeyler.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Hayat zaman: 01:43 0 yorum var
İktisadi Bir Gerçek Olarak Fenerbahçe
Anadolu Üniversitesi Yayınları'ndan çıkan İktisada Giriş kitabından alıntıdır: Grafiği koyamayacağım kusura bakmayın.
"Yandaki grafik bize Türkiye'de enflasyon oranının 1959-2008 döneminde izlediği seyri gösteriyor. Grafikte görülen taralı alanlar ise Fenerbahçe'nin şampiyon olduğu futbol sezonlarını ifade ediyor. Grafiğe göre, Fenerbahçe'nin ligde iyi perfomans gösterdiği dönemlerde enflasyon oranı düşüyor
kötü performans gösterdiği dönemlerde ise, genellikle enflasyon yükselme eğilimine giriyor. Sizce birkaç sezon üst üste Fenerbahçe'yi daha sezon başında şampiyon ilan ederek Türkiye ekonomisini enflasyon sorunundan kurtarmamız mümkün mü?"
Kitabın bu kısmını içine alan ünitenin yazarı sayın Prof. Dr. Mustafa Özer sizi saygıyla selamlıyor cevabımı buradan veriyorum. Mümkün olur da gerek yok. Boşverin biz oynayalım ligde. Böylesi daha eğlenceli 35 metreden goller falan.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Fenerbahçe zaman: 21:24 2 yorum var
Şaka yapma lan
Bir 1 Nisan'ı saçma şakalara maruz kalmadan bitirmenin mutluluğu içindeyim. Hala 1 Nisan'da şaka yapan kaldı mı bir de yahu?
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Hayat zaman: 22:47 1 yorum var
İstanbul'un Resmi Öğrenci Filmleri Platosu
İstiklâl Caddesi'nde ve Meydan'da her türlü kamerayla çekim yapmak yasaklansa sinema sektörü ağır yara alır ama bir şekilde yaralarını sarıp kaldığı yerden yoluna devam eder. Lakin asıl olan İstanbul'daki yüzlerce biçare sinema öğrencisine olur. Ödev-proje dönemlerinde kafası kesildiği halde ölmeyen tavuk gibi koşuştururlar ortalıkta. Şimdi öyle mi ya? Kamerayı tripodu kapan Meydan'a vuruyor kendini. Kim bilir şimdiye kadar kaç öğrenci filminde figüranlık yaptınız? Hiç düşündünüz mü?
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Tespit zaman: 22:41 0 yorum var
God Of War
Reklam panolarında, bilboardlarda, metro istasyonlarında bir oyun reklamını görebildiğimiz günler de geldi sonunda. Hatta geçenlerde sinemada da bir oyun reklamı görmüştük neydi hatırlamıyorum şimdi Yiğit hatırlar. Güzel hareketler bunlar.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Tespit zaman: 20:11 2 yorum var
Aylık Akbil Şımarıklığı
Uzun zamandır aylık akbil yüklemiyordum ama baktım zaten 55 liradan fazla gidiyor her ay sonunda Mart ayıyla beraber aylık akbile kavuştum. Bu kavuşma haliyle insanın üzerine aylık akbil şımarıklığı getiriyor. Bu şımarıklık şöyle birşeydir ki Taksim'den Şükrü Saraçoğlu'na insanı füniküler-tranvay-vapur-tren şeklinde 4 vesaitle her vesaitte oturarak ve mümkün olduğunca az yürüyerek götürür. 5-10 dakika görüşüp fotoğraf makinesi almak için hanımla Aksaray metroda buluşacakken metronun içinden çıkıp sonra geri dönerken tekrar akbil bastırır. Seviyorum aylık akbil şımarıklığını.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Hayat zaman: 20:05 1 yorum var
Sevgili İzleyiciler
Bir aydır hiçbir şey yazmamış olmama rağmen izleyici sayımın artması, 100 e ulaşması bir parça ilginç geliyor. Eski yazılar çok fazla tamam, ama son birkaç aydır ayda 3-5 yazı ancak var. O ayda birkaç yazının yüzü suyu hürmetine mi izleniyorum acaba. İlginç yine de.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Tespit zaman: 18:23 2 yorum var
Mr. Nasreddin
Kapitalizmin amansız neferi Nasreddin Hoca dosyası yakında burada... Araştırma, kafa toplama, vakit lazım.
Yazan Conrad Bundy Etiketler: Tespit zaman: 00:39 0 yorum var






