Martini

Hekimoğlu derler benim aslıma,
Kenyon Martin yaptırdım da narinim kendi nefsime.

Tisko Tisko

Ne kadar büyük şirket de olsa, plaza da olsa insanlar maç ertesi lisedeymiş gibi davranıyormuş, bugün bunu gördüm. Disko disko partizani diye koridorlarda gezinenler, telefonunun zil sesini Disko Partizani yapanlar, sarı-lacivert kravatlar. Eğlendim ama. Ah bir de konşimentolar olmasa.

Konşimento

Konşimento, proforma, ordino falan bir hafta önce ne kadar da yabancı kelimelerdi. Şimdi itinayla konşimento keserim. Konşimento da ne komik kelime. Konşimento, konşimento sürekli konşimento diyesim geliyor.

Geveze Dilsizler

Ne zaman otobüste vs iki dilsiz görsem adamlar bir saniye durmadan birbirlerine birşeyler anlatıyor. Tamam, anlatıcakları şeyi anlatmaları daha zor ve muhtemelen daha uzun sürüyordur da yine de bana tüm dilsizler aslında gevezeymiş gibi geliyor. Belki de konuşabilseler o kadar fazla şey anlatmak istemeyecekler. İlginç şeyler tabi.

Meraklı Köfteci

Dünyanın en meraklı halklarından biriyiz. Hiçbir yerde ufak bir trafik kazası olduğunda ters yönde akan trafik de yavaşlamıyordur.

Meraklı Köfteci de Kemal Sunal'ın belki de sevmediğim tek filmidir. Neden öyle bir film çekmiş hiç anlayamamışımdır.

Smart People

Bugün bir hata yapıp Ellen Page hatrına bu filmi izledim. Ben ettim siz etmeyin. İzlediğim en sıkıcı filmler arasına kafadan giren bir yapım. Film hakkında uzun uzadıya yazmak da istemiyorum ama Ellen'ım naptın bebeyim sen? Niye böyle bir rolü kabul ettin? Kızcağızı ne kadar itici yapabiliriz diye uğraşmışlar. Babası rolündeki Dennis Quaid'ı da zaten hiç sevmezdim bu filmle nefret seviyesine geldim. Hocalarımıza daha hoşgörülü bakar oldum. Ya bu adam olsaydı hocalarımdan biri diye düşündüm. Aman Allah korusun. Neyse efendim, izlemeyin izlettirmeyin.

Dönün Ulan

-Abi New York'ta mahsur kaldık çabuk bize araba kiralama telefonu bul.

Sonunda dönüyorlar oh be.

İş Güç

Tam evde oturmaktan fenalık geçirmeye başladığım ve tatile gitmekten de umudu kestiğim günlerde bir tesadüf karşıma fırsat çıkardı, değerlendirdim, gerçek anlamda ilk stajıma başladım. İyi oldu.

Büyük-uluslararası şirket ortamını sadece filmlerde görmüş bir insan olarak gördüklerim pek şaşırtmadı zira herşey aynı filmlerdeki gibi. Birbirinden ufak duvarımsılarla ayrılan masalar, departman direktörünün duvarları camdan odası vs. Kulağa gelenler de doğruymuş insanlar sürekli birbirine mail atıyor. Bu maillerin yarısı işle ilgiliyken yarısı da forward mail gördüğüm kadarıyla.

Şimdilik halimden memnunum bakalım önümüzdeki günlerde neler olacak? Yazmaya da çalışacağım yine tabi ki. Şimdilik en büyük sıkıntım hayatında kırmızı tişört giymemiş, sarıyla kırmızıyı bir araya getirmemiş bir insan olarak sarı kırmızı logolu bir şirkette çalışmak. Tişörtünü giymemek için her gün kravatı gırtlağıma çekiyorum ama olsun. Ha unutmadan, yurtdışına birşey yollayacakken DHL kullanın lan. 2 günde ABD'ye gönderiyoruz valla.

Plaza İnsanı

Ekmeğimizin peşinde beyaz yakalı plaza insanı da olduk hadi hayırlısı.

Rokfor

Urfa'da rokfor vardı da biz mi yemedik?

CM FM ya da Herneyse

Dünyanın ilk futbol menajerlik oyunu tip-top ardından adam alışmayla başlayan mahalle maçıdır.

Pekin'de Neler Oluyor

Sabaha karşı Olimpiyatları izliyorum. Çin'le aramızda 5 saat varmış. Saat 4 civarı yani orda 9 oluyor. Ne yarışması yapılıyor o sabahın köründe? Cirit atma. Tribünleri gösteriyor bir ara nerden baksan bi 50 bin kişi var. Uyumadan önce düşünüyorum ya bu Çinli'lerin alayı boş beleş adamlar ya da gerçekten Çin inanılmaz bir bütçe ayırdı paralı taraftarlara.

Haftaiçi sabahın 9'unda ne işin var arkadaşım stadda? İşin gücün yok mu? Hadi öğrencisin diyelim tatildesin yine de manyak mısın o saatte gidilir mi? Uyu insan gibi, 10'da falan uyan yap kahvaltını git 11-12'de o kadar atletizm delisiysen. Neyse ya şu günlerde Pekin'de kimse işine gücüne gitmiyor, esnaf kepenk kaldırmıyor, taksiciler kontak kapıyor. Ya da şu paralı taraftarlık olayı devasa boyutlarda.

O Değil De

Uzun zamandır Fenerbahçe'yle ilgili birşey yazmadım. Son dönemlerde yaşananlarla ilgili çok şey yazılabilir fakat o kadar yazasım yok ki tek fotoğrafta tarafımı belli etmek istedim. O değil de;

Bu sıcakta, bu sıkıntıda insanın yazı yazası da gelmiyor arkadaş.

Küfür

Aynı anda bu kadar kişiden küfür yiyebilmek için ya hakem ya da günün en işlek saatinde E5'in kapanmasına neden olan önemli kişi(Herhangi bir ülkenin cumhurbaşkanı, papa vs.) olmak lazım.

Rüya Bilmecesi 11

Bir süredir hatırlayamıyordum rüyalarımı. Sonunda ziyadesiyle saçma bir rüyayla geri dönüyorum Rüya Bilmecesi serisine. Tabi ki gündelik hayatta yaptıklarım rüyayı da etkilemiş yine. Mesela 4-5 günde Heroes'un 1. sezonunu bitirmek ya da Çin'deki olimpiyatları izlemek. Rüyaya geçelim.

Rüyanın başlangıcında hastane gibi bir binadayım. Yanımda Heroes'un delikanlısı Peter Petrelli var. Bunu kenara çekiyorum "Şimdi abilerimizle konuşucaz. Ne yapmamız gerektiğini söyleyecekler." diyorum. Sonra bir kapıdan geçiyoruz ve Vefa Lisesi'nin bahçesine çıkıyoruz. Hava karanlık. Bahçenin yatakhane tarafında dar bir yol vardır bilenler bilir. Orada duruyoruz Peter'la. Sonra önce benim abi geliyor - abim yok - . Meğerse abim Münir Özkul'un gençlik haliymiş. Naber nasılsın hoş beşten sonra Nathan Petrelli de geliyor. Petrelli'leri yalnız bırakıyoruz. Bu sırada akşam olmasına rağmen zil çalıyor ve öğrenciler teneffüse çıkıyor. Yalnız bir ilginçlik var ki teneffüse çıkan öğrenciler daha ben liseye başlamadan önceki kıyafetleri giyiyorlar. Ben hazırlıkken son sınıf olanlar da var aralarında. Kısacası geçmişteyiz.

Petrelli'ler tartışmaya devam ederken Vefa Lisesi matematik hocalarından İsmail Doğrusoy beni görüp yanıma geliyor. "Seni sanki tanıyor gibiyim." diyor. "E hocam öğrencinizim." yani "Olacağım." diyorum. Kel kafasını kaşıyor hiçbir şey anlamıyor tabi haliyle. Birden bahçenin dışından yoldan sesler geliyor. Aşağı koşup dışarıya bakıyorum. Yoldan Çin ordusu geçiyor. Düzgün sıralar halinde, panzerlerin arkasında adeta resmi geçit yapıyorlar. O anda biri söylemeden öğreniyorum ki Çin Türkiye'yle savaşa girmiş. Bahçe kalanalık herkes hareketsizce Çin ordusunun geçişini izliyor. Arka bahçeye doğru koşuyorum. Çinliler yaralılarını arka bahçeye taşıyor. Bu sırada çok şiddetli bir yağmur başlıyor. Peter Petrelli yanıma geliyor koşarak. "Çabuk, gitmeliyiz. Bu savaşı çıkmadan durdurmamız lazım." diyor.

Ah Beri Çak Beri

Sayın Müşterimiz;



15 Ağustos 2008 Cuma günü Parkorman’da gerçekleşmesi gereken CHUCK BERRY konseri, etkinlik organizatörü tarafından 09 Kasım 2008 Pazar gününe ERTELENMİŞTİR. Etkinlik hakkında bilgi almak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.


Ah ulan. İki dans edelim, azcık twist yapalım dedik konser ertelendi. İşin yoksa bekle şimdi 3 ay. Bir de buna gideceğim diye Zeytinli'ye gitmeyi hiç düşünmedim. Belki de giderdim 4 gün deniz, çay bahçesi arasında bir tatil yapardım. He tabi arada kulağıma müzik de gelirdi. Neyse artık. Kısmet. Evet.

DHL


Bu krokideki DHL yazan yere gitmem lazım. Sordum biraz da minibüs falan öğrendim. Pek garanti değil gibi. Şöyle en garantisinden otobüsle akbille nasıl giderim bir bilen var mıdır acaba? Bakırköy'den, Taksim'den gidebilirim. Eminönü de olur hatta. Hadi bi el atıverin be abiler.

Radyokafa

Şimdi hepimizin çok sevdiği, hayran olduğu yabancı gruplar vardır. Müzik tarzı ne olursa olsun elbet Türkiye'de büyük hayran kitlesi olan gruplardır bunlar. The Scorpions olsun Tool olsun efendime söyliyeyim Deep Purple veya Megadeth. Dedim ya değişik tarzlarda bir sürü gruba hayranızdır. Bu grupları müzikal kalite olarak düşünmenizi istemiyorum sadece düşünün bu grupların isimlerini kullanmış olan Türk gruplar olsa bunu nasıl karşılardınız?

Alet : Ne aleti lan?
Akrepler : Ooo çok asisiniz abi.
Kim : Harbi kim?
Kapılar : Kapı gibiyiz mi demek istemişler?
Megamefta : Tabi.
Derin Mor : Liseli kız nicki gibi değil mi?
İnançsız : Vay ateistler vay.
Radyokafa : Sana diyecek hiçbir şeyim yok.
Mükemmel Bir Çember : Hmm.
Üç Kapı Düştü : Allah düşürmesin.
Beyaz Yılan : Karayılan vardı bir de. O kahramandır
Kraliçe : Kral kim?
Öpücük : Tarkan şarkısı gibi.

Şimdilik bu kadar yazayım eklemek istediğini olursa ekleyin buyrun. Çok saçma değil mi şimdi düşününce? Adamlar ne güzel müzik yapıyor ama adı Kapılar. Kapılar ne Allah aşkına ya neyse. Yazıya katkıları için Uçan Hollandalı'ya da teşekkürlerimi iletirim.

Heyecan 2

Küçükken yazları evin içinde camlar açıkken top oynadığımda top camdan aşağı gidecek diye duyduğum heyecanı hiçbir sportif aktivitede duymadım.

Hey Maşallah

Akşam gazetesinde bugün yer alan haberi bloga taşımalıydım. Böylesine hey maşallah belinize sağlıktan başka diyecek lafım yok.

Sevişme Çığlıkları Mahalleyi Çıldırttı

Komşuları, sevişirken küfürlü çığlıkları sokakta yankılanan kadın yüzünden mahkemeye gitti. Uyuyamaz olduk. Çocuklar küfürlerin anlamını soruyor.

İngiltere Brighton'da Kerry Norris (29) seks yaparken çıkardığı seslerle komşularını isyan ettirdi. Mahkemeye gitmeye karar veren komşulardan Michelle Tyrell "Öyle çığlıklar atıyor ki sokaklarda yankılanıyor. Söylemediği küfür de yok. 4 yaşındaki kızım küfürlerin anlamını soruyor. Ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Her gece porno izliyor gibiyiz" dedi. Bir başka mahalle sakini Richard Powell ise "Karyolası ve çığlıkları beni gece boyu ayakta tutuyor. Her sabah 06.00 ya kadar uyku haram oldu. Çoğu zaman işe gidemiyorum." diye konuştu.

Kerry'nin sevgilisi Adam Hinton "Tamam sevişirken çığlık attığı doğru ama küfretmiyor. Gayet normal bir cinsel hayatımız var." diye cevap verdi. Mahkeme Kerry' e 200 sterlin para cezası ve komşularına 15 er sterlin tazminat ödemeye mahkum etti.

Barışarock Varmış

Bugün Kadıköy'de ve dönüşta vapurda gördüğüm çantalı,çadırlı metalci gençleri ilk önce bir şeye yoramadım da sonradan Barışarock ihtimali geldi aklıma. Eve gelince öğrendim meğer bu haftasonu Barışarock varmış. 15 Ağustos'taki o güzel konser dışında bir organizasyondan haberim yok şu sıralar. Asıl anlatmak istediğim bu değil tabi. Girizgahı yaptıktan sonra iskelede vapur beklerken kulak misafiri olduğum 3 erkek 1 kız dan müteşekkil baştan ayağa siyah giyinmiş yaş ortalaması 16 olduğunu tahmin ettiğim grubun konuşmalarından aklımda kalanları aktarabilirim. Aslında kulak misafiri olmama da pek gerek kalmadı zira yüksek desibellerde geziniyordu gençler.

Oğlan 1 :
Abi siz hiç bestelere yardım etmiyorsunuz. Bütün kafiyeleri falan ben buldum.
Oğlan 2 : İçmekten kafa mı kalıyo oğlum kafiye bulalım.
Oğlan 1 : E ben de her gün sarhoşum ne var?

Kız : Oğluuum. Geçenlerde ... (burayı anlayamadım) 'la Taksim'de takılıyorduk. Manyak ya tanımadığı insan yok. Ben böyle çevre görmedim. Bütün barları, barlarda çıkan grupları herkesi tanıyor. Hasta oldum adama abiii.

Kız :
Gitar Cafe var ya Taksim'de orda çıksak ya.
Oğlan 1 : Gitar Cafe mi orası neresi?
Kız : Manyaaak biyer ya süper yani şahane. Ses sistemi falan deli. Manyak ortam var.
Oğlan 2 : E güzelmiş çıkalım. Kim ayarlıycak?
Kız : (Kollarını havada iki yana açarak) Eee burda kim duruyor?

Umutsuzluk mu mutsuzluktan; mutsuzluk mu umutsuzluktan gelir?

Ne kadar büyük hayal kurarsan, o kadar büyük hayal kırıklığı yaşarsın.

Duvardaki İz

Salonun içinde amaçsızca dolaşıyorum. Ne kadar da büyük bir salon. Baba, her zamanki koltuğunda göbeğine düşen gazeteyle uyuyakalmış. Anne, mutfakta muhtemelen patlıcan veya kabak kızartması yapıyor. Aylardan ağustos ve günlerden pazar. Bu ortamda kimse benimle ilgilenmeyi düşünmüyor bile.

Salonun içinde amaçsızca dolaşıyorum. Bu amaçsızlığımdan sıkıldığımı hissediyorum birden. Babayla biraz yakınlaşmak istiyorum. Yanına gidiyorum, kulağına uyan demek isterken gözlerini açmadan beni savuşturuyor. Bu sırada yanlışlıkla da kulağına vurdu. Şapşal adam. Halbuki sadece sıkılmıştım, uyansın da biraz sohbet edelim istemiştim. Kalbimi çok kırdı. Salonda daha fazla durmak istemiyorum

Mutfak salon kadar büyük değil tabi ki. Yine de bana çok büyük geliyor. Zaten şu dünyada herşey çok büyük değil mi benim için. Evet, anne patlıcan kızartması yapıyor. Yardım etmek istiyorum. Patlıcanlardan birini tavaya atmak için dokunduğumda anne de kalbimi kırıyor. "Git be pis musibet!". Peki, giderim. Bu evde daha fazla istenmediğimin farkındayım. Sanırım artık gitme vakti geldi.

Gitmeden önce son bir kez babaya uğramak istiyorum. Ne kadar da büyük salon git git bitmiyor. Baba hala aynı duruşta uyuyor. Elveda demek istiyorum uyandırıp. Burnuna dokunuyorum. Hımfs hımfs yapıyor ama gözlerini açmıyor. Yine kulağına "Uyan" diyorum. Yine eliyle beni kovmaya çalışıyor. Öteki kulağın geçiyorum. Duvara yakınım. Bu sefer "Uyan" dileğimi yerine getiriyor. Gözlerini açıyor, ne kadar mutluyum. Göz göze geliyoruz. Bir tuhaf bakıyor sanki. Gözlerinden sonra son gördüğüm şey üzerime doğru gelen gazetedeki Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafı. Duvardayım, kalbim çok kırık.

Çakal

Aydın Doğan'ın nasıl biri olduğunu az çok herkes bilir. Burda şimdi kişisel yorumlar yapıp da laf kalabalığına gerek yok. Son dikkatimi çeken olay ise CNN Türk'te gördüğüm bir reklam oldu. Önünüzde bir olay mı oldu çekin kameraya gönderin yayınlayalım falan diyordu reklamda. İlk duyduğum anda da bir tuhaflık hissetmiştim. CNN Türk'ün sitesinden olayı araştırdım. İşte bu olayın cnnturk.com'dan alıntıladığım tanıtım metni ve kullanım şartlarından bir bölüm.
-------
Gözünüzün önünde bir haber mi oluyor? Kameranızı çıkartın, görüntüleri çekin ve CNN Türk�e gönderin. Bu sayfadaki formu kullanarak veya haberim@cnnturk.com adresine e-posta yoluyla video, fotoğraf veya hikayenizi gönderebilirsiniz.

Lütfen isim/soyadı, e-posta ve gönderdiğiniz içerikle ilgili açıklayıcı bilgileri doğru giriniz. Sizinle daha sonra temasa geçmek isteyebileceğimizden telefon numaranızı girmenizi önemle rica ederiz.

Video veya resimlerinizi çekerken kendinizi veya başkalarını tehlikeye atmamanızı, gereksiz riskler almamanızı ve kanunlara uymanızı önemle hatırlatırız. Kullanım Şartları'nı okumak için lütfen tıklayınız.

Cep telefonunuzdan çektiğiniz görüntüleri 3004�e MMS atarak iletebilir veya önce bilgisayarınıza aktardıktan sonra bu sayfadaki formları kullanarak bize gönderebilirsiniz.
� Avea ve Turkcell kullanıcıları için 6 STD SMS / 12 Kontor. MH 0212 478 00 88 �

Gönderdiğiniz video, fotoğraf, ses veya metinlerden bazıları cnnturk.com, CNN Turk televizyon veya diğer CNN Turk servislerinde kullanılmak üzere seçilebilir. O nedenle, içeriğinizi bize göndermekle Kullanım Şartları'nı kabul etmiş sayılırsınız.
------
ŞİRKET sunulan herhangi bir materyali değiştirme hakkını haizdir. ŞİRKET sunmuş olduğunuz materyali tümüyle ve/veya tercih ettiği ölçüde sınırlı olarak kullanma hakkını saklı tutar.

Materyalinizi sunmak suretiyle, ŞİRKET ile bir istihdam ilişkisine girmediğinizi, telif hakkı doğmadığını biliyor ve kabul etmiş oluyorsunuz.
------
Evet görüldüğü üzere pek saygıdeğer CNN Turk aslında maaşlı çalışanlarına yaptırması gereken işi yurdum insanına şirin gözükerek bedava getirmeye çalışıyor. Bu tür çakallıklara gelmeyelim. Belki de bu iş tutarsa daha fazla muhabir -sendikalı,sendikasız- işinden olabilir. ŞİRKET'in kâr grafiği daha da arşa tırmanır.

Wonder

A wonderful day in wonderland with wonderwall...

"30 yıllık araştırmalarıma rağmen... hiç cevaplanmamış önemli bir soruya yanıt veremedim. Bir kadın ne ister?" - Sigmund Freud

Alican

Şu hayatta ismi Ali ya da Can olanlar karşı cinsle ilişkiler konusunda diğerlerinden daha mı avantajlı başlıyor hayata? Bana mı öyle geliyor yoksa? Çevremdeki bir sürü kız arkadaşımın hayatında bir Ali veya Can olmuş ya da halen var.

Değişim

Haydi değişik bir şeyler olsun. Hemen olsun, şimdi olsun. Sıkıldım ulan!

İsimsiz

Şu isimsiz yorum yapanlar da Japon'lar gibi, hepsi birbirine benziyor. Bir gün Japonya'dan bir isimsiz yorum alırsam hayatımın dumurunu yaşarım.

 


Templates Novo Blogger 2008